Ticaret Finansmanında Küresel Risk Haritası Değişiyor

Ticaret Finansmanında Küresel Risk Haritası Değişiyor
Ticaret Finansmanında Küresel Risk Haritası Değişiyor
16px
32px

Yönetim Danışmanı BARIŞ SAZAK

Ticaretin finansmanı, yatı­rımın finansmanının ya­nında nedense gündem­de daha az yer kaplasa da günlük rutinlerimizi derinden etkileye­bilecek bir mali boyut. Az konu­şulsa da küresel ekonominin vaz­geçilmez altyapılarından biri. Bir ihracatçının malı sevk ettiği an ile ithalatçının ödemeyi yaptığı an arasında haftalar, bazen ay­lar süren bir boşluk doğabilmek­te. Sıklıkla kullanılan akreditif, teminat mektubu, ithalat-ihra­cat kredisi ve tedarik zinciri fi­nansmanı gibi enstrümanlar bu boşluğu doldurmakta.

Milletle­rarası Ticaret Odası’nın (ICC) küresel bankalardan derlediği ve yüzü aşkın ülkeyi kapsayan ve­ri setine göre, bu enstrümanlar yıllık 2 trilyon dolarlık bir ticari akışı temsil ediyor. Ancak toplam küresel ticaret finansmanı piya­sasının büyüklüğünün küresel GSYİH’nin yaklaşık yüzde 6'sı­na tekabül ettiği öngörülmekte. 2008 krizinde küresel ticaretteki düşüşün yüzde 20'si doğrudan ti­caret finansmanındaki yetersiz­liklerden kaynaklanmıştı. Salgın döneminde de benzer bir eğilim gözlendi.

Asya-Pasifik bölgesi yıllık or­talama 1,1 trilyon dolarlık kulla­nımla (kendi ticaretinin yüzde 1,4'ü) ticaret finansmanında açık ara lider. Avrupa 354 milyar do­larla ikinci sırada kalırken, Af­rika'nın payı yalnızca 56 milyar dolarda kalmış. Kullanılan ens­trümanın niteliği de bölgeden bölgeye değişmekte. Bu farklılık­lar, bölgesel risk haritası şeklin­de de okunabilir. Orta ve Güney Amerika'da ihracat kredileri top­lam kullanımın yüzde 55’ini oluş­tururken, Asya-Pasifik'te bu oran yüzde 45’e, Avrupa'da ise yüzde 28’e gerilemekte. Buna karşılık Avrupa, performans garantileri gibi daha karmaşık ve genellikle daha güvenli sayılan enstrüman­larda açık ara önde.

Kısacası sözleşmesel güvence­nin zayıf, hukuki icra kapasitesi­nin sınırlı ve siyasi riskin yüksek olduğu coğrafyalarda bankalar, işi en klasik ve en kolay izlenebilir enstrümana, yani doğrudan kre­diye indirgemekte. Kurumsal alt­yapısı güçlü piyasalarda ise da­ha sofistike, daha uygun maliyet­li araçlar devreye girmekte. Buna rağmen, küresel ticaretin takribi yüzde 10'una denk gelen bir talep uzunca süredir yapısal sorunlar­dan dolayı finansman bakımın­dan karşılıksız kalmakta.

Dalgalanmanın Bedeli

Dünya Ticaret Örgütü (WTO) ve IFC ortaklığında küresel mali koşullardaki dalgalanmaların ti­caret finansmanı arzını nasıl da­ralttığını incelediği araştırması, bu yapısal açığın küresel oynak­lıkla birlikte nasıl büyüdüğünü ilk kez sistematik biçimde ölç­mekte. Bunu yaparken VIX en­deksi kullanılmış. VIX, yatırımcı duyarlılığını ve hisse senedi pi­yasasındaki risk algısını ölçen te­mel göstergelerden biridir. S&P 500 endeksine ilişkin opsiyon fi­yatlamalarını esas alarak, piya­sanın önümüzdeki 30 günlük dö­neme ilişkin beklediği oynaklığı ölçer.

VIX endeksinde bir puanlık ar­tış, banka aracılı ticaret finans­manı büyümesinde yüzde 3,3'lük bir düşüşle ilişkilendiriliyor. An­cak bu etki bölgeler arasında hiç eşit dağılmamış. Asya-Pasifik'te finansal belirsizlik artışı ticaret finansmanı büyümesini yüzde 5,7, Afrika'da yüzde 5,5, Orta ve Güney Amerika'da yüzde 3,1 ora­nında geriletirken, Avrupa'da bu etki yüzde 0,7'ye kadar düşmek­te. Kuzey Amerika'da ise tam ter­sine yüzde 1,4'lük bir artışa ev­rilmekte. Bu asimetrinin sebebi bankaların risk yönetim strateji­leri. Bankalar kriz anlarında ser­mayelerini en tanıdık, en derin ve en düzenlemeye tabi piyasala­ra çekmekte. Dolayısıyla Türkiye gibi gelişmekte olan piyasalar bu geri çekilmenin ilk ve en ağır be­delini ödeyenler oluyor.

Araştırmanın ikinci bulgusu da bir ülkenin finansal piyasa de­rinlik endeksindeki bir puanlık iyileşmenin, ticaret finansmanı büyümesini yüzde 10 arttırdığı­nı söylemekte. Küresel bankala­rın sermayesi, kurumsal olarak derin ve istikrarlı mali sistemle­re doğru aktığından, sığ ve oynak piyasalar tam da finansmana en çok ihtiyaç duydukları anda piya­sanın dışına itilmiş oluyorlar.

Tarife Şoku Ve Büyüyen Açık

ABD'nin tarife savaşları tica­ret finansmanındaki yapısal açı­ğı daha da görünür hale getiriyor. Asya Kalkınma Bankası’na göre açık 2023'teki 2,5 trilyon dolar­lık seviyesini korurken, 2015'e kıyasla 1 trilyon dolar büyümüş durumda. Tedarik zincirlerinin yeniden yapılandırılması işletme sermayesi ihtiyacını artırırken, işlemlerin yüzde 82'sinin hâlâ dolarla yapılması dikkat çekiyor. Buna karşılık bankaların yüzde 57'si yerel para birimlerine yöne­lik finansman talebinin arttığı­nı belirtiyor; bu da ticaret finans­manında dolar merkezli yapının kademeli olarak sorgulandığına işaret ediyor.

Bankaların bu boşluğu tek ba­şına doldurması zor. Küresel ban­kaların ticaret finansmanı piyasa­sındaki payı, 10 yıl önce neredeyse piyasanın tamamına yakınken bu­gün üçte biri. Boşluğu yerel ban­kalar, tedarik zinciri finansmanı platformları ve ticari alacak sigor­tası şirketleri dolduruyor. Bu, bir yandan finansmana erişimi çeşit­lendiren olumlu bir gelişme. Öte yandan da düzenleyici gözetimin daha parçalı, veri şeffaflığının da­ha zayıf olduğu bir ekosisteme ka­yış anlamına da gelmekte.

Türkiye Genel Tabloyla Örtüşüyor

Türkiye hem kendi kırılganlık­larıyla hem de son dönemde attığı adımlarla genel tabloyla örtüşen bir yapıda. Türk Eximbank, yı­lın ilk yarısında geçen yıla oran­la yüzde 26’lık artışla 32 milyar dolarlık kredi ve sigorta desteği sağladı. Kredi desteği yüzde 27 artışla 15,8 milyar dolara, sigor­ta ve garanti desteği 16,2 milyar dolara ulaşmış. Katılım finans­manı yüzde 118'lik bir sıçramay­la 2,4 milyar dolara çıkmış. Kla­sik bankacılık dışı enstrümanla­ra yönelişin en somut göstergesi bu. Kredilerin yüzde 45'i yüksek ve orta-yüksek teknolojili ihra­catçılara yönlendirilirken, des­teklenen aktif ihracatçı sayısı ise yaklaşık 19 bin ve çoğu küçük ve orta ölçekli işletme.

Eximbank tek kanal değil el­bette. Hatta hacim olarak bakıl­dığında ikincil piyasa bile sayı­labilir. Akreditif, ithalat-ihracat kredisi ve teminat mektubu sto­kunun asıl fonlama kaynağı, özel ve kamu bankalarının her yıl ye­niledikleri sendikasyon kredi­leri.

Fitch, sene başında Türki­ye'nin kredi notu görünümünü pozitife yükseltti. Döviz rezerv­leri beklenenden hızlı arttı, sıkı para politikası uygulamaları dış kırılganlıkları azalttı, enflasyon­daki düşüş eğilimi faiz oranları­nı aşağı çekmeye başladı. Bu da bankaların operasyonlarına yan­sıdı. Yılın ilk yarısında sadece İş Bankası, Akbank, Yapı Kredi, QNB, Ziraat Bankası ve Garan­ti Bankasının dış ticaretin ve re­el sektörün finansmanına yö­nelik finansman için kapattığı sendikasyon 5 milyarı doları aş­tı.

WTO-IFC araştırmasının "fi­nansal piyasa derinliği ticaret finansmanını besler" bulgusu doğruysa, Türkiye'nin yükselen kredibilitesi, küresel bankaların risk iştahına ve dolayısıyla Türk ihracatçısının finansmana eri­şim maliyetine katkı sağlayacak­tır. Ancak madalyonun öbür yüzü de var. Türk bankaları, Rusya ile ilişkili muhabir bankacılık hat­larını Washington kaynaklı ikin­cil yaptırım baskısı yüzünden yıl­lardır sıkıştırmakta. Bu temkinli duruş, bankaların dış borçlanma maliyetini yüksek tutan bir fak­tör olmaya devam ediyor.

Bankalar harici Türkiye'de bu boşluğu somutlaştıran bir kat­man da var. Sigorta brokerliği­ni ticari risk yönetimiyle birleş­tiren, banka dışı finansal hizmet şirketleri. Bunlar sigortalı alaca­ğın iskonto edilmesiyle işletme sermayesi sağlarken, tedarikçiye ertesi gün ödeme yapılırken alı­cıya taksitli geri ödeme imkânı sunmakta. Yurt dışındaki alıcıla­rın ödeme performansını ve kre­di notunu izleyerek riski önce­den fiyatlayabiliyorlar.

Klasik bir bankanın akreditif hattı yerine, alacak sigortası ile tedarik zin­ciri finansmanını harmanlayan hibrit bir model. Türkiye, iyile­şen makro görünümünü bir son­raki küresel dalgalanma gelme­den önce kalıcı ve ucuz bir ticaret finansmanı erişimine dönüştü­rebilir mi göreceğiz. İmalat po­tansiyelinin ihracının en önemli harcı ticaret finansman enstrü­manları. Bunların ekonomi gün­deminde çok daha fazla yer etme­si herkesin faydasına olacaktır.

Diğer Haberler