Run-flat lastiklerin en büyük avantajı adında saklı: Lastik havasını tamamen kaybetse bile araç bir süre daha yoluna devam edebiliyor. Güçlendirilmiş yanaklar otomobilin ağırlığını taşıdığı için sürücünün hemen yol kenarına çekip lastik değiştirmesi gerekmiyor. Çoğu durumda düşük hızla en yakın servise ulaşmak mümkün.
Ancak bu kolaylığın bazı karşılıkları da var. Daha sert sürüşten yüksek maliyete, sınırlı tamir imkanından lastik basınç sensörlerine duyulan bağımlılığa kadar run-flat lastikler her sürücü için ideal seçenek olmayabilir.
Sürüş Konforu
Run-flat lastiklerin havasız halde bile aracın ağırlığını taşıyabilmesi için yanakları klasik lastiklere kıyasla daha güçlü ve sert üretiliyor. Bu yapı patlama sonrasında jantın yere oturmasını engellese de normal kullanımda süspansiyonun işini zorlaştırabiliyor.
Bozuk asfalt, çukurlar ve yol birleşim noktaları gibi yüzeylerde fark daha kolay hissediliyor. Geleneksel bir lastiğin esnek yanağı darbelerin bir bölümünü emerken run-flat lastiklerde bu esneme daha sınırlı. Özellikle büyük çaplı jant ve ince yanak kombinasyonlarında kabine daha fazla titreşim ulaşabiliyor.
Yeni nesil run-flat lastikler geçmiştekilere göre daha konforlu hale gelmiş durumda. Bunun bir nedeni lastik teknolojisinin gelişmesi, bir diğeri ise üreticilerin süspansiyon ayarlarını fabrika çıkışlı run-flat lastiklere göre yapması. Buna rağmen sert sürüş, bu lastiklerle ilgili en sık dile getirilen şikayetlerden biri olmaya devam ediyor.
Satın Alma Ve Değiştirme Maliyeti Daha Yüksek
Run-flat teknolojisinin ek yapısı fiyat etiketine de yansıyor. Benzer özellikteki klasik bir lastiğe göre fiyat farkı yüzde 35'ten başlayıp bazı modellerde yüzde 200'e kadar çıkabiliyor. Tek bir lastiğin fiyatı yaklaşık 150 ile 500 dolar arasında değişebiliyor.
Maliyet yalnızca ilk satın alma sırasında da ortaya çıkmıyor. 2013 yılında 30 binden fazla araç sahibiyle gerçekleştirilen J.D. Power araştırmasında, run-flat lastiklerin geleneksel lastiklere göre ortalama yaklaşık 6 bin mil daha kısa ömürlü olduğu görüldü. Klasik lastiklerde ortalama değiştirme mesafesi 22.559 mil olarak ölçülürken, run-flat kullananların yüzde 31'i en az bir lastiğini değiştirmişti. Geleneksel lastik kullananlarda bu oran yüzde 19'du.
Daha sert yanakların yarattığı konforsuzluğu azaltmak için bazı run-flat modellerde daha yumuşak hamur kullanılması da aşınmayı hızlandırabiliyor. Üstelik tek bir lastiğin hasar görmesi, aynı aks üzerindeki diğer lastiğin de değiştirilmesini gerektirebilir.
Her Patlak Tamir Edilemiyor
Run-flat lastiklerin temel avantajı olan havasız halde yol alabilme özelliği, tamir söz konusu olduğunda dezavantaja dönüşebiliyor. Çok düşük basınçla ya da tamamen havasız şekilde kullanılan lastiğin iç yüzeyinde veya yanağında dışarıdan fark edilmeyen hasarlar oluşabilir.
Bu nedenle üreticiler ve uzmanlar, havasız şekilde kullanılmış bir run-flat lastiğin yalnızca dışarıdan kontrol edilmesini yeterli görmüyor. Lastiğin janttan çıkarılarak iç kısmının incelenmesi gerekiyor. Böyle bir kontrolün maliyeti, henüz herhangi bir onarım yapılmadan yaklaşık 75 dolara kadar çıkabiliyor.
Bazı Bridgestone ve Michelin run-flat modellerinde belirli koşullar altında tamire izin veriliyor ancak kurallar oldukça sınırlı. Lastik uzun süre düşük basınçla kullanıldıysa onarım ihtimali genellikle ortadan kalkıyor.
Dışarıdan uygulanan basit bir fitil de kalıcı çözüm değil. Klasik bir lastikte sırt bölgesine giren çivinin oluşturduğu hasar 20-50 dolar civarında giderilebilirken, aynı durum run-flat lastikte komple değişimle sonuçlanabiliyor.